Yurtdışı Gezileri

Köstence Cricova hattı

İlkler hep zordur belki ama en heyecanlı, en duygusal ve en gerçekçidir. Taktım kafaya. Köstence nasıl bir yer, Komrat Gagavuzların başkenti olarak bana ne ifade eder, derken kendimizi yollarda bulduk. Üç kafadar 24 ağustos 2017 perşembe günü gazladık. İlk hedef Bulgaristan karadeniz kıyıları…

Defalarca geçtiğimiz bilindik yerler. Kırklareli’de kısa bir alışveriş molasını takiben Dereköy sınır kapısına gelemedik. İki kilometre kuyrukla karşılaşınca çok şaşırdık. Bu kapıdan defalarca geçmişliğimiz var ama ilk kez kuyrukla karşılaşıyoruz. Biraz araştırma yapınca konu aydınlandı. Almanya’da okullar açılmak üzere ve gurbetçiler dönüşte… Kapıkule ve Hamzabeyli’de izdihamı görenlerin bir kısmı buraya kaçmış… Dört saatte geçtik Bulgaristan’a…

Burgaz’da akşam yemeği, şehir gezisi ve yakın bir köyü olan Marinka’da konaklama planlamıştım. Booking’den bir köy evine rezervasyon yapmıştım. Eve geldiğimizde saat 23.30 olmuştu. Doğal olarak akşam yemeği arabada sandviç olarak ve gezi de hayal olarak geceye gömüldü…

Kahvaltıyı takiben yola koyulduk. Bulgaristan Karadeniz sahillerini üçümüzde daha önce tanımıştık. Vakit harcamadan Köstence’ye varmak istiyorduk. Üniversiteden arkadaşım Osman Nuri Saygıdeğer ve Emekli uzun yol kaptanı İrfan Yürüt yol arkadaşlarım. İrfan abi Karadeniz liman kentlerini ve özellikle Köstence’yi çok iyi tanıyor. Defalarca seferi var. Nuri ve ben ilk kez keşfedeceğiz. Yolumuz üzeri benim gördüğüm arkadaşlarımın görmediği Nessebar kenti var. Arkadaşlarımın görmesi ve fotoğraflaması için Nessebar’ın yarım adadan oluşan eski şehrine girdik…

Kara ile bağlantısı köprü değil. Bu nedenle yarım ada… Ama her tarafı tarih kokan eski bir yerleşim yeri. Bulgaristan karadeniz sahiline yolu düşen seyyah arkadaşların görmesi gereken bir yer.

Ancak, Burgaz’dan Nessebar’a gelirken Pomorie‘de yol üzeri bir şarapevi var. Eski bir işletme ve şimdilerde restoran. Yemek şart değil ama görün derim….

Nessebar’ı terkeyleyerek yolumuza devam ediyoruz. Varna’yı üçümüzde defalarca gördüğümüz için şehre girmiyoruz. Fakat, anayolu terkederek sahile giriyoruz. Albena, Mangalia gibi Bulgar sahil kasabalarını kısa ziyaretlerle geçip, Agigea’dan sınıra giriyoruz. Romanya sınırı Tuna Nehri…  Veee Köstence
Özel aracınızla gitmişseniz mutlaka -Vinetka- almalısınız. Vinetka, o ülkelerin yol vergisi. Ülkede kalacağınız gün kadar vinetka alacaksıız. Bu ilkelerin hepsinde benzer teleffuz ediliyor. Genellikle sınırı geçince ilk benzin istasyonlarından temin ediliyor. Bazı sınırlarda gümrükte almak gerek. Vinetka unutulursa ülkeyi çıkarken büyük sorun var demektir…
Romanya girişinde vinetka sorunu yaşadık. Hangi istasyona sorsak -bitti- dediler. Vinetka alana kadar 10 kilometre içinde 5 kez durmak zorunda kaldık…

Köstence, Çok güzel bir karadeniz sahil şehri… Uçsuz bucaksız kilometrelerce kumsalı çok şaşırtıcı… Karadeniz hırçınlığını bize vermiş… Biraz Kilyos, biraz Kastro ve İğne Ada. O kadar…

Önce yerleşecek ev bakıyoruz. Genellikle otel kullanmıyoruz. Booking’den günlük ev kiralıyoruz. Ancak Köstence’de başarılı olamadık. Oda yok. Oteller pahalı. Yanımızda kamp malzemelerimiz var. Bu gibi durumlar için hazırız. Arayışı kamp yerine çevirdik. Ve güzel bir kamp yakaladık. O kadar sevdik ki, bir gecelik programı iki geceye çevirdik…

Sabah kahvaltıyı takiben Köstence keşfine çıktık. Kamp’a giderken bir teleferik hattı görmüştük. Sahile paralel… Köstence’yi yukardan seyreyleyelim istedik. Teleferikte umduğumuzu bulamadık. Aslında gezi için değil, kumsala insan taşımak amaçlı olduğunu anladık… Teleferik sonrası şehir turu yaptırdığını düşündüğümüz üstü açık otobüse geçtik. Bizim gezi otobüsleri de şehir içi ulaşım aracı çıktı… Üstünün açık olması bize tur algılaması yaratmış. Bindiğimiz otobüs bizi doğru tren istasyonuna götürdü… Kısa bir mola ardından aynı güzergahdan aracımıza döndük. Bu arada şehirin ana arterini tanımış olduk. Asıl isteğimiz ise eski Köstence sokakları… Atladık arabamıza ve kurduk navigasyonu… Hedef eki Köstence… Üç değişik yol gösterici cihazımız var. Aracımızın navigasyonu, garmin gps ve telefonda maps.me… Navigasyon ve gps haritalarımız iki yıl öncenin. Yenileme yapmadık. Çok özel bir değişiklik yok. Ancak, maps.me çok başarılı ve en son güncel haritalar…

Eski Şehir için park ettik ve araç girişi yasak olan sokaklara daldık. Bizi ilk karşılayan Romeo ve Romülüsün emdiği bir kurt heykeli oldu. Sokaklar neşeli ve temiz. Kafe ve restoran canlılığı hakim. Önce oldukça büyük bir meydana çıktık. Sağdan takiple sahile inerken karşılaştığımız tatar camii enteresandı… Sahilde Köstence’nin sembolü haline gelen ve bir dönem kumarhane olarak kullanılan yapıya ulaştık. Şimdilerde kullanılmayan ve kaderine terkedilmiş bir görüntü…

Sahile indiğimiz yolun paralelinden tekrar yukarı çıktık. Meydan ve meydana ilk geldiğimiz yoldan araç… Bugünümüz sona erdi. Önce alışveriş yapacak ve sonra kampımıza dönüp, akşam yemeği ve muhabbete dalacağız.

Sabah kahvaltı sonrası çadırları sökerek güneşte kurutuyor ve toparlanıyoruz. Bu kez hedefimiz Moldova… Bir Gagavuz bölgesinin başkenti Komrat… Yıllardır merak ederim. Gagavuzlar hırıstiyan türkler. Türkçe konuşurlar. Yaşadıkları coğrafya, kültürleri hep merakımı çekmiştir. İşte şimdi bu merakı giderme zamanı…
Navigasyon da en kestirme yolları seçiyoruz. Bu da bizi ana yollardan uzak tutuyor. Dar, bozuk ve zaman zaman toprak yola düşsek de hayatımızdan memnunuz. Geçtiğimiz coğrafyayı böylelikle daha güzel sindiriyor ve inanılmaz görseller yakalıyoruz… 400 km yolumuz var…
Romanya’yı çıkıyoruz. Pasaport işlemi sonrası gümrük işlemi vardır.  Kimi zaman şöyle bir bakar ama çoğu kez geç derler. Biz, gümrük sahasında kimsecikler yok ve önümüzdeki araç geçti diye geçip gittik. Moldova içlerinde 20-30 km yol aldık ama bende hep bir tereddüt var. Yol arkadaşlarıma anlatıyorum;

Biz moldova’ya giriş yapmadık. Çıkış da başımıza bela alırız…
Kaptan İrfan;
–  Romanya, Moldova ortak işlem yapmışlardır.
Ama ben ikna olmuyorum ve sınıra dönmeye karar veriyoruz. İyi ki dönmüşüz. Düşündüğüm gibi biz Moldova’ya kaçak girmişiz. Bu da bize 2 saat dert anlatma sıkıntısı doğuruyor ama buna şükür!… Aksi halde durum çok vahimdi… Kendi kararımızla dönmüş olmamız durumu toparladı….
Kötü ötesi, berbat yolları saatte ortalama 20 km hızla katederek akşam üzeri Komrat’a ulaşıyoruz. 

Komrat… Çok merak ettiğim kent… Merakımı uyandıran Gagavuz Türklerinin başkenti olması… Gagavuzlara ilişkin anılarım merakımı artırmıştır;
1994’de Türkmenistan’dan Azerbaycan’a Hazar’ı Ferryboot (Parom) ile geçiyorum. 16 saat süren yolculuk. Parom, bol miktarda tır ve bir adet tren katarı taşıyor. 16 saat… Vakit geçmek bilmiyor. En kral vakit geçirici, yörenin içkisi. Votka… Gayet tabii votkacılar bir muhabbet masası oluşturmakta geri kalmıyor. Muhabbetimiz çok saran bir kardeşle derinlere dalıyoruz… Benim ikiz oğullarım var ve o tarihte 11 yaşındalar. Konu konuyu açıyor ve konu evlatlara geliyor.
– Benim ikizler 1.5 yaşlarında kendi aralarında bir dil geliştirdiler diyor ve bir örnek veriyorum. ”Gaga, gidi ben gaggugga gidi sen ebila” diyor ikizlerden biri. Diğeri derhal gereğini yerine getiriyor. Terlik giyiyor ve geliyor…
Tercüme edersek; gaggugga : anne ayakkabısı, gidi : giymek, ebila : terlik, gaga : ikiz kardeş…. Enteresan olan işte bu. Muhabbet arkadaşım devreye giriyor;
– Ben gagavuzum. Bizde gaga kardeş demek…
Bendeki şaşkınlığı tahmin edersiniz….

İşte bu nedenle Gagavuz Başkenti merakım olmuştur. Peki aradığımı buldum mu? Hayır… Sıcak bir iletişim bulamadık ve hızla Kişinev yoluna düştük. Hızla dedimse, sözüm ona!… O yollarda hız ortalamamız 30 km’yi geçemedi…

Kişinev klasik bir şehir. Bana göre bir özellik taşımıyor. Ama 16 km yakınında bağlar ortasında öyle bir cennet var ki anlatımı zor. Cricova… Yeraltı şarap cenneti… Toplamda 120 km dağ altı mağara / mahsen… Yer altında fıçılar, şişeler, tadım odaları, şampanya fabrikası ve şarap müzesi… Sözü fotograflara bırakalım….

Ve burası da wc oluyor. Dinlenme koltukları ve temizliği ile kendinden bahsettiren tuvaletler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir