Doğa Gezileri

Ayvaşa – Osmaniye Şelalesi – Mecidiye

11 mayıs 2019 cumartesi. İstanbul’dan 29 Yudosk’lu doğasever gelmek için yola çıktı. Saat 09.45 de iznik’te olmalarını beklerken, Tuncay Çiftoğlu arkadaşımdan bir telefon aldım. Arabalı vapur inişi jandarma çevirmişti.  Geçtiğimiz hafta da aynı problemi yaşamıştık. Kullandığımız aracın plakası sahte kopyalanmış ve geçen hafta tutanak tutulmuş/aklanmış olmasına rağmen… Bu kez çeviren jandarma, polisin tutanağını kabul etmeyerek kendisi inceleme ekibi istiyor. Bu da arkadaşlarımızı 45 dakika geciktiriyor. Sonra, süpürgelik çıkışında bir kez daha polis çeviriyor. Neyse ki, iki tutanak varlığı burada vakit kaybını önlüyor. Arkadaşlarımızın gecikmesi nedeniyle, İznik buluşmasını, yol üstü olması nedeniyle Akköy’e taşıdım. Akköy’de buluştuk ve kısa bir alışveriş molası ardından samanlı dağlarına tırmanışa geçtik. İznik – Gölcük yolu üzerinde, aracın ulaşabildiği en tepede, aracımızı terk ettik. Burada denizden yükseklik 780 metre… Samanlı dağlarının Ayvaşa tepesine tırmanarak başladık…

Samanlı dağlarının yüksek kesimleri, Marmara Bölgesi’nden farklı olarak Karadeniz iklim ve florası özellikleri gösteren bir mikroklima alanıdır. Kayın, gürgen ve sarıçam ağırlıklı karışık nemli ormanlar, yine Karadeniz Bölgesi’ne özgü yabani orman gülü, karayemiş gibi türlerde dahil pekçok bitkiden oluşan yoğun alt örtüsü ile çok zengin bir faunaya ev sahipliği yapmaktadır. Ayı, kurt, vaşak, yaban kedisi, karaca, kırmızı benekli alabalık, semender türleri, burunlu engerek ile birlikte pek çok yırtıcı ve ötücü kuş türü bu ormanlarda barınmaktadır…

150 metre kadar yükselerek düz yola ulaşmıştık ki yağmur başladı. Ardından dolu ve yine tekrar yağmur bize eşlik etti. Osmaniye – Gölcük yolunu geçtikten sonra, orman içine dalarak inişe geçtik. Osmaniye – Sultaniye yoluna indiğimizde yağmur durmuş ve güneş açmıştı…

Osmaniye, Bursa ilinin İznik ilçesine bağlı bir köydür. Bursa iline 110 km, İznik ilçesine 33 km uzaklıktadır. 1880’li yıllarda, 93 (1877) Göçmenleri tarafından kurulan köyde Gürcü göçmenler iskan edilmiştir. Köy, Mercimek mevkiine kurulduğu için adı Osmaniye konulmasına karşın, çevre köylülerce Mercimek olarak anılmıştır. 1895 ve 1908 Yıllığı’na göre 15 hane bulunan köyde, 1927 yılında 108, 1990 yılında ise sadece 78 kişi yaşamaktaydı. Köy yakınlarında eski Sultaniye köyü kalıntısı vardır.

Köyün iklimi, Marmara iklimi etki alanı içerisindedir. Bir Orman köyü olan Osmaniyeliler geçimlerini Ormancılık ile kazanmaktadırlar. Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. PTT şubesi ve PTT acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır fakat çalışmamaktadır. 

Sultaniye istikametine köy yolunda bir süre ilerledikten sonra, şelaleye ulaşmak için tekrar ormana daldık. Zor olmayan inişle şelale yakınına bizi götürecek olan orman yolunu yakaladık. Bu arada sabah yaşadığımız araç, jandarma kargaşasının yarattığı kafa karışıklığı nedeni ile, google earth üzerinden hazırladığım rotayı gps’e yüklemeyi unutmuştum. Şelaleye kadar doğaçlama gidiyorduk. Şelale sonrası bildiğim yol. Ama şelalenin yerini tesbit zordu. Neyseki enerji nakil hattını hatırladım. 5 yıl önce bu şelaleyi keşfettiğimizde, enerji hattının altında öğlen molası vermiştik. Aynı noktada yine mola verdik. Bir kaç arkadaşımız burada kaldılar. Biz, çantalarımızı bırakarak, arzu edenlerle şelaleye, kolay olmayan bir inişe geçtik. Suyu çok olmamakla birlikte, görsel olarak güzel bir şelale. Muhtemelen yaz aylarında kuruyordur. 
Mola sonrası yolumuza koyulduk. 5 yıl önce baya bir orman yolu iken, şimdilerde orman tarafından teslim alınmış bir yol. Taze ağaçları, çiçekleri ve yeşil otları içinde uzunca süre zevkle yürüdük. Yeşili enfes bir düzlükte arkadaşlar, yeşile yatma hasretlerini de giderdiler. 
Yeni açılmış bir orman yolunun, heyelanlarını izleyerek, Osmaniye – Mecidiye yoluna çıktık. Bir süre sonra da aracımıza ulaştık. 

15 kilometreyi 5.5 saatte tamamladık. Parkur başı denizden 780 metre yüksekte idi. 950 metreye kadar çıktık ve 590 metreye kadar indik. Bu arada bol iniş çıkışlar yaşadık ama genel bakiye bu…
Buraya kadar okumuşsanız, aşağıdaki yorum bölümünü hatırlatırım. Bir yorumu haketmişimdir. :))  Şimdi foto galeriye buyurunuz…

7 Comment

  1. Sevgili Oğuz baş…çok keyifli bir bir yürüyüş oldu benim için..günü birlik yapılabilecek güzel bir doğa yürüyüşü oldu.parkur çok güzeldi..emeğine sağlık.

  2. Emeğine, kalemine sağlık Oğuz abi. Bugün de yeşile, doğaya doyduk; gözümüzden kaçan ayrıntıları farkettik sayende. Benim gibi yağmuru sevmeyen biri bile sıkılmadıysa varın siz düşünün rotanın güzelliğini sevgili doğaseverler…

  3. Dört mevsimi bir arada yaşadiğimiz; önce kapali sisli bir hava, sonrasinda hafif olacağini beklediğimiz yağmur bizi bayaği islatarak birde arada dolu ile şenlendirerek bir süre devam etti vee ardindan çok güzel bir güneşle devam eden yürüyüşümüzde sevgili Yudosk ailesine ve Oğuz Baş rehberliğine teşekkürlerrrr 🙏👣👍

  4. Güzel bir geziydi , çok memnun kaldım , şehir hayatında yaşanılan stresten, yabancılaşma vb. durumlardan ötürü insanlar doğal olmakta zorlanıyorlar ve doğa gezileri insana kendi özünü hatırlatıyor. Doğayla ve diğer insanlarla bütünleşme fırsatı sunuyor. Buna öncülük ettiğin için teşekkür Oğuz abi. Bide biraz mola sürelerimiz uzun olsaydı iyiydi olacaktı, doğayı oturarak ya da uzanarak dinlemek ve incelemek için, yorulduğumuzdan değil😜

  5. Oğuz abi merhaba,
    Uzun zamandan beri bu tarz etkinliklere katılıyorum,Ama bu etkinlik benim için daha güzel ve daha farklı geçen bir etkinlikti,her şeye rağmen bu güzel etkinlik için çok teşekkür ederim..

  6. Merhaba Oguz abi,
    4 mevsimi yaşama imkani buldugum bu gezide herşey tam tadında ve güzeldi. Çok teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir